Archive for the ‘Film Yorum’ Category
Neşeli Hayat
Yilmaz Erdogan’in son projesinin ismi bu “Neşeli Hayat”. BKM Mutfak ekibinin de katilimiyla gerceklestirilecek olan cekimler icin Yilmaz Erdogan yer arama calisimalarina coktan baslamis. Vizyona ne zaman girecegi henuz belli olmayan filmin onumuzde ki 1 yil daha beyaz ekranda olmayacagi kesin gibi.
Konusuna dair herhangi bir ipucu verilmeyen filmin konusun 70′li 80′li yillarda cekilen Munir Ozkul ve Adile Nasit’li filmlere benzeyecegi filmin isminden belli oldu.
BKM mutfak oyuncularinin filme renk getirecegi kesin ama filmin onune gecmelerinide istemeyiz. Uzun zamandir beyazperdeden uzak olan Yilmaz Erdogan hocamizin Vizontele serisinde ki performansini aratmayacagini dusunuyorum.
Born to Be a Star (Adam Sandler’den Sex Komedisi)
Adam Sandler yazdı, Tom Brady yönetiyor. Filmde küçük bir kasabada yaşayan içe dönük bir genç ailesinin 70′li yıllarda pornografik filmlerde rol aldığını ve döneminde oldukça ünlendiğini keşfediyor.
Bu gerçeği öğrendikten sonra kasabasını terk eden genç Hollywood’a gidiyor ve bir şekilde ailesinin geçtiği yollardan geçiyor ve bir anda kendisini yetişkin filmleri sektöründe buluyor. Born to Be a Star‘a ilk katılan isim Christina Ricci oldu, ana karakterin kız arkadaşını canlandırması bekleniyor.
Son dönemde seks filmleri daha sık Hollywood filmlerine malzeme olmaya başladı. Fakat bunun bir komedi filmi olduğunu ve Adam Sandler tarafından yazıldığını hatırlatalım.
Film nisan sonunda cekimlerine baslanacak ve 2010′da vizyonlarda olacak.
Uluslararasi Film Festivali Basladi
Her yıl heyecanla beklediğimiz, Türkiye’nin en çok izleyici çeken festivallerinden biri olan Uluslararası İstanbul Film Festivali Cumartesi günü başladı!
4-19 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek festival, bize yine birbirinden güzel filmlerle, yönetmen sohbetleriyle, söyleşilerle, partilerle süslenmiş harika bir program hazırlamış! Başlangıç tarihi 4 Mart, ama heyecanı şimdiden başladı! Zira 14 Mart Cumartesi günü satışı başlayan kitapçıkla birlikte biz de hummalı seçim çalışmalarımıza başlayacağız. Ne de olsa filmlerin hepsi güzel, seçmek zor. Bu arada 21 Mart’ta satışa çıkacak filmlerin biletlerinin bazen aynı gün içinde tükendiğini hatırlatmakta fayda var. “Kitapçığı bekleyemem” diyorsanız da, sabırsız izleyiciler için festival sitesinde ayrıntılı program ve bilgiler mevcut!
28 yıldır bitmeyen bir enerjiyle hiç sekmeden devam eden Film Festivali bu yıl yine harika bir seçkiyle biz sinemaseverlerin aklını başından alacak gibi görünüyor. François Ozon’dan Gus Van Sant’a, Claire Denis’den Tomas Alfredson’a kimler var kimler… Festivalin vazgeçilmezleri bir yana “Aşk Olsun”, “Gümüş Ülke, Altın Sinema: Arjantin” ve “Asiler, Azizler, Âşıklar” da beğenimize sunulan yeni bölümler.
Her gece bir Akbank Galası
Geleneksel Akbank Galaları bu yıl da devam ediyor. Emek Sineması’nın 21.30 seansında gösterilecek bu ilk gösterimler festivalin ilk haftası bizlerle buluşacak. Sinemaseverler kaçırılmayacak bu 9 filmi herkesten önce izleme fırsatı bulacaklar.
Aksiyon sinemasının usta yönetmeni Kathryn Bigelow’un son filmi “Düşman Hattı / The Hurt Locker”, Kanadalı ünlü yönetmen Atom Egoyan’ın Cannes’da Altın Palmiye için yarışan filmi “Tapınma / Adoration”, Fransız sinemasının genç ustalarından François Ozon’un onuncu sinema filmi “Ricky” ve Gus Van Sant’ın bu yıl tam sekiz dalda Oscar adayı olan son filmi “Milk” bunlardan bazıları.
Türk klasikleri yeniden
Bizi Türk sinemasının klasikleriyle yeniden buluşturan bu bölümde Ö. Lütfi Akad’ın 1949 tarihli filmi “Vurun Kahpeye” restore edilmiş kopyasıyla izleyici karşısına çıkacak. Halide Edip Adıvar’ın romanından uyarlanan ve başrolünü Sezer Sezin’in oynadığı film, 1950′ler öncesi Türk sinemasının en başarılı Kurtuluş Savaşı filmi olarak anılıyor.
Festivalde yeni bölümler
# “Aşk Olsun”
Festivalin bu yılki yeni bölümlerinden “Aşk Olsun” kapsamında izleyicilerle buluşacak tutku dolu 8 film arasında geçen yıl Festivalde gösterilen “Aşk Şarkıları” adlı filmi ile herkesin gönlünü fetheden Christophe Honoré’nin son filmi “Güzel İnsan / La Belle Personne” yer alıyor.
Antonio Luigi Grimaldi’nin yönettiği “Sessiz Kaos / Quiet Chaos”, İtalyan sinemasının Oscar’ı sayılan üç David de Donatello ödülünün yanı sıra Chicago Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülünü aldı. Filmin başrolünde 2002 yılında İstanbul Film Festivali’nin konuğu olan ve festivalin Sinema Onur Ödülü’nü alan ünlü İtalyan yönetmen Nanni Moretti oynuyor.
Almanya’nın en önemli sinemacılarından Doris Dörrie’nin, Yasujiro Ozu’nun Tokyo Hikâyesi’ne saygı duruşu niteliğindeki filmi “Kiraz Çiçekleri / Cherry Blossoms” de bölümde gösterilecek filmlerden bir tanesi.
# “Gümüş Ülke, Altın Sinema: Arjantin”
Festivalin bu seneki yeni bölümlerinden biri, adını gümüşün Latince isminden alan Arjantin’in sinemasına ayrıldı. Festival izleyicileri bu bölümde son yıllarda büyük çıkış yapan Arjantin sinemasında bir yolculuğa çıkaracaklar.
Sekiz filmin yer aldığı bölümde “Bataklık” ve “Küçük Azize” ile sinemaseverlerin yakından tanıdığı Lucrecia Martel’in son filmi “Başsız Kadın / The Headless Woman” ile Arjantin sinemasının genç yeteneklerinden Pablo Trapero’nun Cannes’da çok ses getiren filmi “Aslan İni / Lıon’s Den” öne çıkan filmler arasında.
# “Asiler, Azizler, Âşıklar”
Yine festivale yeni eklenen “Asiler, Azizler, Âşıklar” festivalin en ilgi çekici bölümlerinden. Festivalin bu bölümü seyirciyi, yaratıcı yorumların en parlak örneklerinden bazılarına imza atan on bir yönetmenin gözüyle, isyan, ermişlik, aşk ve şiirin doğası ile bunların arasındaki ilişkiler üzerinde düşünmemizi sağlayan on iki filme davet ediyor.
Tarihin belki de en çok tanınan azizesi Jan Dark’ın son saatlerini Carl Th. Dreyer’in kamerasından anlatan “Jeanne D’arc’ın Tutkusu / The Passion Of Joan Of Arc”, bölüm kapsamında izleyiciyle buluşacak filmlerden. 1928 yapımı bu sessiz filmin bütününü içeren tek kopyası 1980 yılında bulunmuştu. Özgün kamera kullanımı, yakın plan çekimleri ve çarpıcı kadrajlarıyla Jan Dark’ın Tutkusu’nu beyazperdede büyük ekranda izlemek sinemaseverler için kaçırılmayacak bir fırsat.
Festivalin vazgeçilmezleri
# Yıllara Meydan Okuyanlar
Sinemaseverler, dünya sinemasının en saygın yönetmenlerine adanan bu bölümünde bu sene de, yıllara meydan okuyan 9 ustanın en son filmlerini izleme fırsatı bulacaklar.
Fransız yönetmen Bertrand Tavernier’nin son filmi “Sislerin İçinden / In The Elecric Mist”, Polonya’nın en önemli yönetmenlerinden Jerzy Skolimowski on yedi yıl aradan sonra çektiği ilk filmi “Anna İle Dört Gece / Four Nıghts With Anna” ve adı Bergman’la birlikte anılan en önemli İsveçli sinemacılardan Jan Troell’in yedi yıl aradan sonra çektiği “Ölümsüz Anlar / Everlasting Moments” bu filmlerden bazıları.
# Dünya Festivallerinden
Festivalin yine gelenekselleşen bölümlerinden biri olan “Dünya Festivallerinden” ise festival izleyicisine, Shane Meadows’dan Bouli Lanners’a, Carlos Moreno’dan Philippe Lioret’e tanınmış yönetmenlerin çoğu ödüllü son eserlerinden konuları ve tarzlarıyla ses getiren 20 film sunuyor.
# Genç Ustalar
Festival “Genç Ustalar”ı bu yıl da unutmamış. Bu bölümde her yıl olduğu gibi sinema dünyasına henüz adımını atmış olmasına rağmen geçtiğimiz yıl kendilerinden çok bahsettiren 11 başarılı genç yönetmenin filmi yer alıyor. Jukka-Pekka Valkeapää, Fernando Eimbcke ve Cameron Labine bu yönetmenlerden bazıları.
Bunların yanı sıra, “NTV Belgesel Kuşağı”, “Mayınlı Bölge”, “Geceyarısı Çığlığı”, “Çocuk Mönüsü”, “Canlandırma Sineması”, “Ustalara Saygı” ve “Anılarına” festivalin önemli bölümlerinden.
Yine capcanlı ve rengarenk bir programla seyirci karşısına çıkmaya hazırlanan 28. Uluslararası İstanbul Film Festivali’ni kaçırmayın!
Festivalle ilgili ayrıntılı bilgi için www.iksv.org/film adresini ziyaret edebilirsiniz.
Ekonomik Kriz Sinemaya Ugramadi
Nerdeyse butun sektorlerin etkilendigi, bir cok sirketin battigi veya batma noktasina geldigi dunyada krizden etkilenmeyen aksine krizde islerini kat va kat arttiran sinema ne yazik ki ulkemizde vizyonlara cok kaliteli filmler olarak yansimadi.
2-3 haftada cekilip vizyonlara surulen filmler seyrettikten sonra bizlerde cok guzel tatlar birakmadi. Cem Yilmaz’in nerdeyse 1 yil beklenilen filmi Arog tamamen bir hayalkirikligi oldu. 10 milyon dolar cekim butcesi var denilen film bizce 10 milyon degil 1 milyona bile mal edilebilir ve hatta biraz komik olabilirdi. DVD olarak alinip saklanabilecek filmlerden asla degil. Cem Yilmaz abimiz gosterilerinden kesitler koysa sinemaseverler herhalde gulme krizine girebilirlerdi. Ama Arog ile sinemalarda uyku seanslari basladi.
Filmden ciktiktan sonra aklmizda kalan cok guldugumuz hic bir komik an hatirlayamadik. Oysa Cem Yilmaz’dan cok daha komik ve her aninda kahkalar atacagimiz bir film umidi ile sinemalara kosmustuk.
Neyse ki Cem Yilmaz’in roportajlarindan anladigimiz kadariyla bu uzay filmlerinden bir sure uzak kalacak. Komutan logar’dan artik kurtulacagiz gibi. Su an da yazmakta oldugu filmin karakteri ise “erotik film yapimcisi Erşan Kuneri”. Gora’da bir sahnede gozuken Erşan Kuneri karakterinden bir film cikartacak olan Cem Yilmaz filmin cekimlerine 2010 yilinda baslayacak.
Erşan Kuneri karakteri bildiginiz uzere 80′li yillarda ulkemizde firtina gibi esen erotik film dalgasinin urunlerinden biri. Cem Yilmaz’da bu filmle 80′li yillarla biraz dalgasini gececek ama daha once dedigimiz gibi bu film Arog’dan cok daha ses getirebilir ve sinemaseverleri memnun edebilir.
Artik “yumusak” rollerle karsimiza cikan Ozan Guven takintisindan da vazgecmesi gerekiyor. Her filminde ayni adamlarla vizyona gelince insan da biraz bikkinlik oluyor tabi ki haliyle.
Diger bir hayalkirikligi ise Recep Ivedik 2 oldu. Neyse ki bu filmde oyle 10 milyonlarca dolarlik bir film degil. Oyuncu kadrosu ise Saha Gokbakar’dan ibaret. Yonetmen de zaten kucuk kardesi Toga mi Tolga mi, hatirlayamadigim su an ve Fatih Aksoy yapimi! Zaten Fatih Aksoy yapimi bir filmden fazla birseyler beklememek lazim sinema acisindan. Tabi ki bu konuda kendisine elestiri getirmemek lazim. Seyirci ne istiyorsa onu yapiyorlar.
Recep Ivedik icin yas siniri olarak 13 getirildi hatta bakan bey 18 olmaliydi dedi (filmi seyretmeden) ama bu filmi seyredip anlamak icin zeka yas olarak 2-3 yeterliydi. Kufur kisimlarini atsalar, 5 yas icin uygun filmler arasina rahatlikla girebilir. Hicbir esprisi olmayan, tamamen Sahan Gokbakar yani nami diger Recep ivedik’in mimik ve hareketleriyle seyirciyi gulduren bir film olmus.
Sahan Gokbakar diger filminde yine Recep Ivedik’ten hareket ederek 3.seriyi cekecekmis. Bu sefer kadroya bir kac oyuncu daha eklemesini ve esprilere daha fazla agirlik vermesini istiyoruz.
Tabiki Recep ivedik ne yapsa seyredilir ile hareket edeceklerini tahmin ediyor ve serinin devam filminde cok fazla birsey beklememelerini salik veriyorum.
En Cok Izlenen Filmler
27 Mart 2009 – 29 Mart 2009 tarihleri arasinda en cok izlenen filmlere goz atalim. Giselerden alinan rakamlara gore filmlerimiz soyle siralaniyor.
Gunesi Gordum
Mahsun Kirmizigul, 2. yonetmenlik denemesiyle bizlere daha bir cok guzel ve dokunakli filme imza atacagini gosterdi. Su siralar Recep Ivedik’in gosterime giris tarihinin de eskimesiyle en cok izlenen filmler arasinda ilk siraya cikti.
Peki Mahsun Kirmizigul’den bir komedi filmi beklesek nasil olurdu? Bir cok komedyene konu olan Mahsun’dan bir de komedi filmi bekliyoruz diyerek, 2. siradaki filmimize gecelim.
136.084
Recep Ivedik 2
Su an Turkiye’de sinema severler arasinda cok fazla bu filmi gormeyen kalmadigina gore fazlaca da bu filmi anlatmaya gerek yok. Zaten internete dahi dusen bu filmi seyretmeyenler hala varsa google’da kucuk bir aramayla filme ulasabilirler. Ama yine de Recep Ivedik 3′u gormek isteyenler lutfen hala gosterimde olan filme gitsinler, Sahan’a destek olsunlar.
izleyici sayisi 26.143
Umut
“Yılmaz, yurtdışındaki çektiği hapis cezasını tamamlayıp köyüne dönmüştür. Ne var ki, aradan geçen seneler boyunca yuvası paramparça olmuş, bebekliğinden beri görmediği altı yaşındaki oğlu Umut kendisine tamamen yabancılaşmıştır. Üstelik Yılmaz, kaderin oyunu sonucu oğlunu tümüyle kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır.”
Diye devam eden bir konuya sahip bu Turk filmi benim acimdan siralamaya girerek buyuk bir surpriz yapti.
izleyici sayisi 23.641
Cem Yılmaz Porno Kralı Oluyor!
Cem Yılmaz, G.O.R.A.’daki erotik film yapımcısı Erşan Kuneri’yle ilgili projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor. Usta komedyen 80′li yıllardaki erotik filmleri ‘ti’ye alacak bir film için kolları sıvadı.
Bir sinema filminde başrolde yer alacağı ve Fenerbahçeli bir futbolcuyu canlandıracağı konuşulan Cem Yılmaz’ın bir filme de yönetmen olarak imza atacağı ortaya çıktı.
Cem Yılmaz, filminde 80′li yıllarda Türk sinemasına damgasını vuran erotik filmlerle dalga geçecek. Filmin başrollerine Naz Elmas ve Ozan Güven olacak.
Vizyondaki Filmler (26 subat 2009)
Bu hafta vizyonda yine guzel filmler var. Ilk tanitacagimiz film Havar. Kadrosunda cok unlu oyuncular olmasada konusuyla iddaali. Gerci konusu artik bir bikkinlik getiren bir guneydogu hikayesi. Konumuz tore cinayetleri ve bu film tore cinayetlerini kendine ozu farkli bir dille anlattigini iddaa ediyor. Ama bana sorarsaniz bu filme gitmezdim. Neden? Kendini surekli tekrar eden filmlerden fazla hazzetmiyorum. Tore cinayetlerini bugune kadar bir cok film anlatti.
Diger filmimiz ise Bir Alışverişkoliğin İtirafları. Holywood yapimi bu film isminden de anlasilacagi gibi romantik komedi filmi. Rebecca isimli kizin en cok istedigi sey favori moda dergisinde calismaktir. Cok ugrastigi halde olmaz ama bir gun o moda dergisinin bulundugu yayin grubunda finans yazari olarak bir kose kapar. Ama eski kotu aliskanligindan alisveriskolikliginden nasil kurtulacaktir. Moda yazarligina nasil el atacaktir. Bu film ile ilgili sunu rahatlikla soyleyebilirim ki daha once Devils Wear Prada filmini seyredenler, bu filmin konusun o filmle benzerligini goreceklerdir. Vasatin uzerine cikamayan gise filmlerinden birisi.
Valkyrie Izleyelim
Tom Cruise yine iddaali bir filmle vizyona geldi. Oynadigi butun filmlerde hep bir iddaa olan bir kac istisna haric genelinde guzel isler ortaya cikaran Cruise Valkyrie‘de de guzel bir performans ortaya koyuyor. Film Bir Nazi subayinin hayatini anlatiyor. Valkyrie’yi izledim ve daha once vizyon filmleri’de genel bilgilerini verdigimiz bu filmi kararsiz olanlara tavsiye niteliginde bir yazi yazmaz istedim.
Tom Cruise … Colonel Claus von Stauffenberg
Kenneth Branagh … Major-General Henning von Tresckow
Bill Nighy … General Friedrich Olbricht
Tom Wilkinson … General Friedrich Fromm
Carice van Houten … Nina von Stauffenberg
Thomas Kretschmann … Major Otto Ernst Remer
Terence Stamp … Ludwig Beck
Eddie Izzard … General Erich Fellgiebel
Valkyrie filminden bir afis. Film ile ilgili genis bilgilere ulasmak icin resimlere tiklayiniz…
|
Kultur Bakanligi Korsan Film Indirilmesini Onleyecekmis!
Haberi okuyunca gercekten guldum. ABD ve AB bile boyle bir sey soyleyemezken bizim Kultur Bakanligi bir teknoloji ile internetten film indirilmesini %70 onleyecekmis, film indirirken uyari alacakmisiz ” Su an da illegal bir dosya indiriyorsunuz” gibi… Hangi yazilimla, hangi teknoloji ile? Bunu soyleyen sahisin hic internetle alakasi olmadigi kesin.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, sanal korsanlığın önüne geçecek önemli bir çalışmaya başladı. Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü Doç. Dr. Abdurrahman Çelik, yasal eksikliklerin tamamlanmasının ardından sektör için devrim niteliği taşıyacak projeyi anlattı: “Alacağımız önlemle internet ortamındaki korsan indirimin yüzde 70 oranında önüne geçmeyi hedefliyoruz. Bu konuda ABD ve Avrupa’da uygulanan yöntemler var. Doğrudan internet ortamında MP3 ve video formatındaki dosyaların paylaşımı kontrol ediliyor.
Sistem yasal olmayan indirimleri otomatik olarak seçiyor. İlkinde doğrudan kanunla ilgili madde yazılarak, ’yasal bir indirim yapmadınız’ uyarısı yapılıyor. Korsan indirim devam ederse yasal işlem başlatılıyor. Yasada bir ceza maddesi olmadığı için bu işlemi yapanlara nasıl bir ceza verileceği henüz net değil. Ancak yapılacak yasal düzenlemeyle para cezası, işin yoğunluğuna göre de hapis cezası verilmesi hedefleniyor. Adalet Bakanlığı ve Telekominikasyon Üst Kurulu’yla yapılacak görüşmelerin ardından bu netlik kazanacak. Yasal düzenlemenin sağlanmasının ardından proje hayata geçecek.”
SİSTEM NASIL İŞLİYOR?
BAKANLIĞIN teknik altyapısını oturttuğu, hukuki altyapısı için de düğmeye bastığı sistem şöyle işleyecek: Kullanıcıların bilgisayarlarından hangi şarkı, film veya elektronik kitabı indirdikleri dakika dakika tespit edilecek. Sisteme korsan olarak düşecek olan kullanıcıların IP numaraları belirlenecek. Sonra hangi kullanıcının hangi eseri indirdiği görülecek. Ardından indirimi yapan ve IP numarası tespit edilen kullanıcıya bakanlık tarafından yasal uyarı gönderilerek korsan indirim yapılmaması yönünde uyarılacak. Aynı IP’den korsan indirimin sürmesi halinde ise para cezası, indirim yoğunluğuna göre de hapis cezası uygulanacak.
Ister Inanin Ister Inanmayin “Avanak Kuzenler 2″ Geliyor
Turk Sinemasinin en gelmis gecmis en kotu filmi olan “Avanak Kuzenler’in” 2. versiyonunun proje asamasinda oldugunu ve yakinda vizyona girecegini biliyormuydunuz? Bilmiyorsaniz kara haberi ben buradan vereyim. Oyuncularla yapilan bir roportajda filmin 2. versiyonunun yolda oldugunu cekimlerin yakinda baslayacagini “mujdelediler”.
Ilk filmde alinan 300 binlik gisenin verdigi cesaretle yeni filmin projesini baslatan yapimci, filmin aldigi elestirilere kulak tikadigi gozukuyor.
Bakalim “Avanak Kuzenler 2″ ilk filme gore ne kadar kotu olacak.
Cem Yilmaz:Arif’in Yeni Maceralari Yolda
Ben tedavi olmak için gülüyorum millet de bana gülüyor
Beklenen film A.R.O.G dün gösterime girdi. Uzun süredir gülmek isteyen sinemaseverler bu filmle muradına erecek. Film izlerken lütfen emniyet kemerlerinizi bağlayın! Ama filmden önce bu röportajı mutlaka okuyun. Çünkü sahnedeki Cem Yılmaz’dan farklı bir portre var karşınızda. “Ben tedavi olmak için gülüyorum, millet de bana gülüyor” diyen ünlü komedyenin çilekeş yanları da dikkate değer.
Cem Yılmaz’ın A.R.O.G filmi dün gösterime girdi. Uzun süredir gülmek isteyen sinemaseverler bu filmle muradına erecek. Cem Yılmaz bu filmle hem komedi filmlerinin çıtasını yükseltiyor hem de Türk sinemasının çıtasını. Filmde sinema seyircisinin aradığı her şey var. Bir kere senaryo sağlam, çekim ve kurgu iyi; oyuncular karakterlerinin hakkını fazlasıyla vermiş. Beklentinin aksine belden aşağı espriler yok denecek kadar az. Bayramda bu film iyi gider anlayacağınız. Sözü fazla uzatmanın âlemi yok. Sadece bir uyarıda bulunalım. Film izlerken lütfen emniyet kemerlerinizi bağlayın! Ama filmden önce Cem Yılmaz röportajını da okuyun derim; çünkü sahnedeki Cem Yılmaz’dan farklı bir portre var bu röportajda. Her komedyen gibi hayatla dalga geçen bir görüntüsü olsa da Yılmaz’ın aslında çilekeş tarafları da dikkate değer. ‘Fırlama’ görüntüsü rağmen çok ‘efendi’ ve oldukça da mütevazı.
Yılmaz’ın en çok kızdığı şey ise politikaya bulaştırılmak istenmesi. ‘Neden başbakanla ilgili espriler yapmıyorsunuz’ sözlerine çok içerliyor. ‘Hiçbir başbakanla ilgili espri yapmadım ki şimdi yapayım. Beni politikanıza alet etmeyin’ diyor. Tam bu sırada içeriye ağabeyi giriyor. Yılmaz’a birkaç sitemde bulunuyor. Ve tabii Cem Yılmaz taşı gediğine koyuyor: ‘Abi Deniz Baykal gibisin! Her şeye muhalefet yapıyorsun.’ Sonra bize dönerek ‘Bak sonunda yaptırdılar bana politik espriyi’ diyor. İşte iki saatlik röportajdan sayfalarımıza yansıyanlar…
Filmdeki bir diyalogdan alıntı yaparak başlayayım: “Siz zirvede yalnızlık çekiyor musunuz?”
Hayatta yollar hep yukarı doğru gider diye düşünmüyorum. Onun için hep şakasını yaparım ben zirvenin. İşimi iyi yaptığımı düşünüyorum, ama onun beraberinde getirdiği kaplama unvanlarla ilgilenmemeye çalıştım açıkçası. Yakın zamanda bir reklam filminde imza dağıtan bir adam gibi göründüm. Ama benim böyle bir hayatım yok. Yanında resim taşıyan ünlüler vardı eskiden. Böyle şeylere kendimi alıştırmadım. Biri benden bir hatıra istediği zaman karikatür çizip vermek daha çok hoşuma gidiyor.
O daha anlamlı. Belki ileride para bile eder!
Neyin para edip etmeyeceğini bilmiyorum; ama kendini iyi hissetmektir para edecek olan.
Yüzünüzden belli oluyor yaptığınız işlerle kendinizi iyi hissettiğiniz.
Zahmetli oluyor işler. Zaten iş dediğin zahmetli olur, ben onu severim. Uğraştığımız işlerin karşılığında para alıyorsunuz; ama bunlar kolay kabul olan şeyler değil. Herkes sizin ne iş yaptığınızı dahi düşünmeyebilir. 800 yıldır Nasrettin Hoca insanları güldürüyor. Siz onun bu işten para kazandığını düşünebiliyor musunuz?
Nasrettin Hoca ile ortak yanlarınız olduğunuz söyleniyor. Sizce de öyle mi?
Bence de öyle. Ortak bilinç mesela. Kafa yapımız belki… Tabii bir komedyenin üzerinden 500- 600 sene geçmedikçe kıymeti pek de anlaşılmıyor. Nasrettin Hoca benim yakın zamanda derinlemesine okuduğum bir şahsiyet. Tebessüm ederken ‘hissiyat olarak benim gibi takılıyormuş işte’ hissine kapılıyorum.
Nükteleriniz birbirine çok benziyor…
İnsan hayatında ne varsa onlarla ilgili olmalı şakalar. O hikayeleri farklı değerlendirebiliriz. Bazen taşı gediğine koymuş, bazen de zor durumdan kurtulmuş diyorsunuz. Geneli güldürmek için olduğu gibi durumu kurtarma amacı taşıyor söyledikleri.
Şakalarınıza yıllar sonra gülünecek mi?
Anonimleşmekle ilgili bir hissiyatım var. İnsanlar yıllar sonra da konuşacaklardır mutlaka. Böylelerinin çok da eğlenceli olmayan hayatları vardır. Nasrettin hocanın hayatı eğlenceli bir hayat değil. “Kime görüneyim Hoca? Bana görünme de kime görünürsen görün!” şeklindeki bir evlilik ideal evlilik olarak görülemez.
Cem Yılmaz’ın hayatı da mı böyle?
Muhaldir; ama bunu normal karşılıyorum. Bunu da değiştirmeye çalışıyorum. O mücadele bu esprilerin çıkmasına neden oluyor. İnsanlarla ilişkilerdeki sıkıntılar bu esprileri çıkarıyor. Sahnede insanlarla paylaştığım için, bana bir tedavi oluyor aynı zamanda. Benden sonraki kuşaklardan dinleyeceklerine şimdi sahne performansı şeklinde dinliyorlar. O da bizim çağımızın bir avantajı.
Dışarıdan hayat dolu bir insan olarak görünüyorsunuz, ama konuşmalarınızdan anladığım kadarıyla çilekeş bir yanınız da var.
Yok o kadar çilekeş değil. Ama insanlar dertten mizah devşirildiğini düşünür. İlla çileyle mizah yapılacak diye bir şey olmaması lazım. Ben şakayı yaparken kendim de gülüyorum.
İnsanlar güldüğü için mi gülüyorsunuz yoksa kendi yaptığınız espriye mi gülüyorsunuz?
Kendi yaptığım şakaya gülmüyorum elbette. Ama kalabalıkta onu paylaşmanın hazzıyla gülüyorum. Kendin gülmediğin bir şeyi başkasına anlatamazsın. Hayatın boyunca kimsede tebessüm uyandırmamışsın, işin komiklik…
Komiklik sizin kaderiniz mi?
Elbette. İnsanın çocukluk hatıralarını seçmek gibi bir lüksü yok. Yaşananlar bana komik geldiği için anlatıyorum. Her gün bir önceki günün tecrübeleriyle uyanıyorsunuz ve bugünün tecrübesiyle o olaylara baktığınız zaman onlar size komik geliyor. Yani bir şeylerin komik olduğunu anlamak için bir şeyleri yaşamak ve o ruh halinden farklı bir ruh halinde olmak gerekir. Mesela askerlik hatıraları… Onlar yaşandığı anda komik miydi? Başka bir tecrübe üzerine ilave olduğu için daha sonra komikleşiyor.
İbrahim Tatlıses için ‘Bu adam öksürse satılır’ denirdi. Sizin için de ‘Bu adam ne söylerse gülünür’ diye düşünüyorlar.
Abi sahnede dur yeter, ölün yeter diyorlar. Ama öyle olmadığını biliyorum. İnsanların gülme sebebi hatıralarından kaynaklanıyor. Dün filmi izlemiş olduğumuzdan sebep bugün birisi beni sokakta gördüğü zaman dinazorla olan halimi hatırlayacak ve gülecektir. Yoksa kimse boşa gülmüyor. Ben de istiyorum ki bir şeyden bahis açayım, onun için gülelim.
Hem gülüp hem dua ediyorlardır, ‘Bizi güldürdü Allah da onu güldürsün.’ diye.
Temennim o zaten. Bu iş biraz karmaşık tabii. Gülmecenin her toplumda yeri var ama hoş karşılanmadığı da konuşulur mesela. Bir ölçü meselesidir bu. Sürekli gülüyor olmanın bir delilik alameti olduğu çok açık.
Neden politik espri yapmıyorsunuz?
Yüzde bin milyon bilinçli olarak yapmıyorum. Eleştirel söz söylemekten asla çekinmem ama komik bulmuyorum. Politika yapan insanlar farklı olmadığı için insanla ilgili yapılan her şakayı onlar da kendi üstlerine alınabilir. İkincisi bunu kaypaklık olarak algılıyorlar. Benim şunla bunla işim olmadığı evveliyatından bellidir. Herhangi bir kişiyle ilgili bir şakam yok. Olsa bile bir andır bu. Televizyonda bir şey izlemişimdir, aynı gün sahneye çıkmışımdır.
Dinle ilgili şakalar da yapmıyorsunuz…
Nasrettin Hoca’nın cami ve cemaati ilgilendiren bir sürü fıkrası var. Yani yapıyor olsam bir yenilik yaptığım hissine kapılmam. Mesela camiye gidip ayakkabıyı çaldırma dinle ilgili değil, sosyal bir şakadır. Daha sivri istiyorlar. Bunları kim istiyor, o tarafta olmayan istiyor.
Politik göndermeler yapmadığınızı söylüyorsunuz ama A.R.O.G’da politik göndermeler var.
Buna imkan tanıyacak mecralar var. İşimizin dışında bazı aktivitelere karışarak daha belirgin ortaya koyabiliyoruz fikirlerimizi; ama ben bunun daha kalıcı ve hazmının daha lezzetli olduğunu düşünüyorum. Döner bıçaklarıyla maça gitmeyin demek, benim için bir utançtır bu devirde. Bazı komedyenler için ayıp değildir bu.
Yaşlanmadan Arif’in yeni maceralarını da filme çekeceğim
İnsanları bir uzaya, bir eski çağlara götürüyorsunuz. Ortasını bulacak mısınız?
Fantastik yerlere gittiğiniz zaman daha özgür olabiliyorsunuz.
Evrim teorisini de yerle bir ettiniz.
Buna inanıp inanmamak ayrı; ama ben inanmıyorum açıkçası. Film buna komik bir eleştiri getiriyor. Yani maymun insandan daha aşağı bir şeyse geçmişte maymun olmak değil de asıl şimdi maymun olmak bir anlam kazanıyor. Ama şimdi bunun bilimsel bir gerçeklikten ziyade bir alay unsuru olaması daha kıymetli.
G.O.R.A.’ydı, A.R.O.G. oldu… Bu harf oyunları devam edecek mi?
Yok… Bu çok güzel denk geldiği için… G.O.R.A. uydurma bir söz; ama tuhaftır Balkanlarda bir yer adı çıktı. GORA Halk Sanatları diye de bir kitap çıktı. O kelimesin tersi de ilkel zaman karikatürlerinde de öyle konuştukları için A.R.O.G çok güzel oturdu yani. Ama Arif’in başka macerasına yapmak isterim fazla yaşlanmadan, seviyorum o karakteri.
Arif bu sefer hangi çağda yaşar peki?
İlla bir zaman olması şart değil. Mekân da önemli. Şimdilik kafamda bir şey yok…
Peki, hangi zamanda yaşamak isterdiniz?
İkisinde de yaşadım, gayet de memnunum… Kendinizi, yazarken de işin içine katıyorsanız aslında hayalinizde orada yaşıyorsunuz. Rüyamda beni panter kovalıyordu, uçurumun kenarındaydım. Ter içinde uyandım…
Ekonomik kriz var. İnsanlar sıkıntıda. İnsanları güldürmek gibi bir misyon yüklüyor musunuz kendinize?
Yoo hayır. İnsanlar gülmeye aç gibi tabirleri de pek sevmiyorum. İnsanlar şu sıralar ellerinde hesap makinesi bir sonraki gün için kendilerini güldürmeye çalışıyor.
Sürekli boynunuzda komik adam asılı bir etiketle geziyorsunuz. İçinizden güldürmek gelmediğinde ne yapıyorsunuz?
Sosyal hayatta “Bakın ben geldim.” gibi bir durumum yok. Eğer gülünecek bir durum varsa gecikmeden gülerim, güldürecek bir durum varsa da fazla gecikmeden güldürmeye çalışırım. Her güne bir gülme vesilesi bulmaya çalışırım, değilse günün gereklerini yaparım.
Kemal Sunal için hiç komik biri değil ama filmlerinde güldürüyor derler. Sizin için de böyle bir kıyaslama yapmak mümkün mü?
Bu onun filmlerindeki karakterler gibi davranması beklenildiğinden kaynaklanıyor. Ama ben kendi kimliğimle de sahneye çıktığım için durum farklı. Ama ben komik biri değilim, belki anlattığım şeyler komik. Ama somurtkan biri de değilim.
A.R.O.G.’un bütçesi 9 milyon dolar yanılmıyorsam. Ya geri dönüşü olmazsa diye düşündüğünüz oluyor mu? Elinizdeki hesap makinesi o yüzden galiba?
Para sokağa atılmıyor. Neticede o ürünün ortaya çıkmasında yol izliyor ve o işte çalışanların geliri oluyor. Bir buçuk seneden bahsediyoruz. Filmde on kişi var ama arkada bin-bin beş yüz kişi yer alıyor. Perdeye gelene kadar harcanan para bu yani.
Bu filmden gelecek para da bir sonraki film için kaynak teşkil eder umarım…
G.O.R.A.’nın yapımcısı ben olmadığım için çok büyük bir para kazanmadım. Ama bunda da çok büyük bir kâr olmayabilir izlenmezse. Aslında bizim sinema sektörü ölçeklerinde çok iyi bir sponsor anlaşmamız var. Bir televizyon kanalına satma ihtimalimiz, bir de sinemadan gelecek gelir var. Bir beklentim var elbette. Ama olmazsa da iki türlü şey var. Eviniz barkınız varsa satarak film yapmak var, bir de paranız varsa film yapmak var. Ya da bunu ticarî malzeme haline getirip insanların desteğini almak var. Bir sonraki komedi filminin çıtasını belirleyecek demiyorum ama emsal olacaktır. Ben o dinozoru kartondan yapsam yine komik olacaktı.
Nuri Bilge’ye ‘Neden gişe filmleri yapmıyorsunuz?’ diye sorduklarında, ‘Ruh arkadaşlarıma mektup yazıyorum’ diye cevap vermiş. Sizin de ruh arkadaşlarınız fazla…
Bu sözünü ben de okudum, hoşuma gitti. Cannes’da söylediği ‘Bu ödülü yalnızca ülkem için alıyorum’ sözü de öyle. İnsan eğer yaptığı işten taviz vermiyorsa, bunu ancak paylaşmayı ümit ederek perdeye koyar. Ben de arkadaşlarıma yapıyorum ama arkadaşlarım kalabalık mı değil mi o sonradan belli oluyor. Ama Nuri Bilge’nin ruh arkadaşlarının da az olduğu söyleyemeyiz, yalnızca sinemaya gitmiyorlar o kadar (Gülüşmeler). Üç Maymun diğer filmlerinden daha fazla izlendi. Ticarî anlamda hiçbir filmi için zararda olduğunu söyleyemeyiz.
Festivallerden bir beklentiniz var mı?
Hayır. Filmimi bir Nuri Bilge, bir Zeki Demirkubuz ya da Reha Erdem filmi ile yarıştırmam ayıp olur. Yeri değil çünkü. Mesela ülkemizde bir Fantastik Filmler Festivali olsa sevinerek boy gösteririz. Ama benim bu denli ağır dramların yarıştığı bir yerde filmimi yarıştırmam abes olur. Altın Portakal’da mesela En İyi Görsel Efekt diye bir kategori var. Onu alacağım tabii. Çünkü başka filmde görsel efekt yok ki. En İyi Kostüm ödülü, binlerce kostüm var, biz alacağız diye koşa koşa oraya mı gidelim?
MFÖ ile yakından görüşüyorsunuz galiba. Mazhar Alanson’lle nasıl bir ilişkiniz var?
İşine hayranlıkla başlayan bir ahbaplığımız var. Yıllar önce, pek bizim sinemada görülmeyen öyküsüyle ilgimi çeken bir film sebebiyle onunla film yapma arzusuna girdim. Atıf Yılmaz’ın Arkadaşım Şeytan filminde, 1989 senesinde galiba, ruhunu şeytana satan bir müzisyeni anlatan bir öykü. Sonra beraber film yaptık ama laf aramızda çalışması zor bir kimsedir.
Bir tatsızlık tuzsuzluk yok değil mi?
Var. Benim filmime ‘çocuk filmi’ dediği için aramız pekiyi değil.
Hangi yazarları takip ediyorsunuz?
Bütün köşe yazarlarını takip ederim. Engin Ardıç’ı eskiden beri takip ederim. Mizahî bulurum yazılarını. Gazeteyi ele almak dışında fiziken de takip ederim. Eğer köşe yazarları geceden yazılarını sitede update ederlerse sevinirim yani. Bazıları çok geç giriyor, gece 5′e kadar bekleyemiyorum.
Aziz Nesin “Bütün komedyenler hepsi aşağılık kompleksi çeken insanlardır.” demişti. Gerçi o zaman siz daha komedyenlik yapmıyordunuz. Sizi bağlamıyor ama katılıyor musunuz bu söze?
Neden bağlamasın… Doğrusunu söylemek gerekirse ben bir Aziz Nesin okuru değilim. Yaftalamayla ilgili sorunları olan bilimler, çok doğal insanî bir şeyin kolaylıkla hastalık olarak tanımlanabileceği bilimler. Toplumlara göre değişkenlik gösteren bir durum yani. ‘Adama bak sürekli kapüşonla geziyor, içine kapanık galiba!” E adam Eskimo kardeşim. Aşağılık kompleksi olarak tanımlanan şey, boyum kısa bari komiklik yapayım gibi bir şeye işaret ediyorsa ben bu tespite pek inanamıyorum.
ABDULLAH KILIÇ
zaman.com.tr’ye tesekkurler
A.R.O.G Yorumlar
Arog hakkinda Galaya katilan belesci takimi disinda pek olumlu yorum yapan bulunmuyor. Film begenmediklerini, filmin daha cok cocuklar hitap ettigini, filmin maliyetinin 9 milyon dolar olamayacagini, 50 kisinin dagda cektikleri filmin bu kadar cok maliyet yaratamayacagini savunanlar var. Arog icin sitemizde de oldukca sayida olumlu yoruma karsi begenmeyenlerinde sayisi az degil. Sizlerden yine vizyon-filmleri.com takipcileri olarak detayli yorumlarinizi bekliyoruz…
Son 10 yilin Rekortmen Filmleri
Kurtlar Vadisi:Irak 26 haftada 4 milyon 256 bin 567 kişi tarafından izlendi.
Recep İvedik 45 günde 4 milyon 4 bin seyirciye ulaştı.
Gora 35 hafta gösterimde kaldı. Toplam izleyici sayısı 4.001 711.
Babam ve Oğlum 66 haftada toplam 3 milyon 831 bin 567 izleyiciye ulaştı.
Vizontele 50 haftada 3 milyon 308 bin 120 kişi izledi.
Vizontele Tuuba 34 haftada 2 milyon 894 bin 802 izleyici topladı.
Organize İşler 36 haftada 2 milyon 618 bin 244 kişi izledi.
Hababam Sınıfı Askerde 34 haftada 2 milyon 587 bin 824 izleyiciye ulaştı.
Eşkiya 57 hafta gösterimde kaldı 2 milyon 571 bin 133 kişi izledi.
Kahpe Bizans 38 haftada 2 milyon 472 bin 162 kişi izledi.
Hababam Sınıfı Üç Buçuk 24 hafta gösterimde kaldı, 2 milyon 068 bin 165 kişi izledi.
Beyaz Melek 9 haftada 1 milyon 819 bin 733 izleyiciyi salonlara çekti.
Asmalı Konak Hayat 25 haftada 1 milyon 791 bin 396 izleyici
Kabadayı 5 haftada 1 milyon 742 bin 220 kişi izledi.
Hokkabaz 22 hafta gösterimde kaldı, 1.707.796 kişi izledi.
O Şimdi Asker 28 haftada 1 milyon 657 bin 051 izleyici.
Hababam Sınıfı Merhaba 37 haftada 1 milyon 581 bin 457 kişi izledi.
Komser Şekspir 37 hafta gösterimde kaldı, 1.331.462 kişi izledi.
Güle Güle 43 haftada 1 milyon 275 bin 967 kişi izledi.
Her Şey Çok Güzel Olacak 50 haftada 1 milyon 239 bin 015 izleyici.
Propaganda 46 haftada 1 milyon 238 bin 878 kişi izledi.
Sinema Yazarlari A.R.O.G icin Ne Dediler
Sinema yorumcularinin ne dedigi aslinda izleyici icin ne kadar onemli veya argo bir deyimle sinema severler/izleyiciler sinema yorumcularini/yazarlarini ne kadar salliyor bilemiyorum ama onlarin goruslerine de yer verelim burada:
Şenay Aydemir (Referans): Ben bayağı beğendim. Cem Yılmaz ‘Gora’nın üzerine hem sinema hem hikâye dili açısından hem de komedi açısından çok mesafe katetmiş. Hikâye işliyor, görselliği işliyor, öbür taraftan komedi diyalogları çok bu sefer çok yerinde ve zamanında kullanılmış. ‘G.O.R.A’da bütün barutu aslında fragmanda bitiyordu, filmi izlediğimizde bunu anlıyordum. Ama burada fragmanı çok çok aşan güzel espiriler var. Kendi adıma ben çok beğendim. Türkiye’de ‘G.O.R.A’yı geçeceğini, yurtdışında da Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde iyi iş yapacağını düşünüyorum.
Müzikleri çok güzel
Burak Göral (DVD): İlk 1 saat aralıksız güldüm. Bombalar art arda patlıyor. Ondan sonra biraz duruyor. Futbollu bir final yapmak bir komedi filmi açısından hem iyi hem de riskli bir iş, özellikle futbolla yatıp kalkan bir ülke olduğumuz için. Futbol sahnelerinde komedisi ister istemez biraz düşüyor, ama çok iyi çekilmiş. Profesyonelce çekilmiş asla kolaya kaçılmamış bir film. Birçok sahnede özellikle zor olanı tercih etmiş ve başarılı olmuş. Müzikleri çok iyi, bir Hollywood prodüksiyonunu aratmayacak müzikler var. Nil Karaibrahimgil çok güzel, birçok kişiyi âşık edecektir kendine. Popüler sinema adına çok iyi yapılmış bir film. Tam Cem Yılmaz’dan beklediğimiz gibi.
Sadi Çilingir (Sadibey.com): ‘Gora’dan çok daha iyi bir film bence ama beklentimi tam karşılamadı. Küfürleri ayıklamış bence iyi olmuş böylesi. Bir de çok iyi göndermeleri var filmin.
Murat Özer (Empire): ‘G.O.R.A’ yı da sevmiştim ama ondan çok daha iyi bir film. Hem teknik anlamda, hem de hikâye anlatmak anlamında. ‘G.O.R.A’da biraz skeçler üzerinden yürüyordu hikâye, burada bayağı derli toplu bir hikâye anlatmış. Bir de popüler kültürün son 30, 40 yılını çok iyi yedirmiş hikâyeye ve karakterlere. Bunun şöyle bir dezavantajı olabilir, espirilerin tamamını bütün kuşaklar anlamayabilir. Son yarım saati biraz daha kısa tutulabilirdi ama sonuç olarak bayağı beğendim. Şunu de eklemem gerekiyor, son dönemdeki o pespaye, komedi filmleri anlayışını kırdığı için de ayrıca kutlamak gerekiyor Cem Yılmaz’ı.
Esin Küçüktepepınar (Sabah): Ben ‘G.O.R.A’dan çok çok daha iyi buldum. ‘G.O.R.A’daki gibi enerjiyi Hollywood filmleriyle dalga geçmeye harcamamış. Az efekt yapmış ama çok iyi yapmış burada. Parayı kötü efekt yapmaya harcamamış yani bu sefer. Başlarda sinemanın dalgasının dalgasını yapmak biraz bıkkınlık yaratıyor ama sonra iyi toparlıyor. Futbola erkeklerin dünyayı kurtarma espirisi olarak bakması da hoş. Ne zaman ki Cem Yılmaz parası var, zeki bir çocuk, çocukluk hayallerini gerçekleştiriyor, espirisine erişiyor, biz de onu anlıyor ve zevk almaya başlıyoruz.
Müge Turan (Empire): ‘G.O.R.A’ dan daha çok beğendim. İlk film o kadar bildiğimiz şakaların bir toplamı gibiydi ki hiç şaşırmadık, hiç sürpriz bir şey yoktu. Burada çok başarılı bir şekilde şakalar ve öykü ilerliyor. Bir de ben bu sefer Cem Yılmaz’ın oyunculuğunun da çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Zaten iyi bir oyuncu ama burada dört birbirinden çok farklı karakteri hayli başarıyla canlandırıyor ve oyunculuğunun üstüne katıyor. Şeytan tüyü var onda!
Cüneyt Cebenoyan (Birgün): Çok güzel espiriler var. Türk komedyenleri arasında birkaç gömlek yukarıda zaten Cem Yılmaz. Yine de filmin çok sıkıcı olan çok uzun olan yanları olduğunu düşünüyorum. Futbol bölümü gereksiz uzundu bence.
Fırat Yücel (Altyazı): Gora’dan daha çok beğendim. Gora’nın hantallığı burada yok. Ama yine çok fazla espiri yapıyor. Her iyi espiriye karşı üç kötü ve yavan espiri geliyor. Ama film olarak daha iyi olduğunu söyleyebilirim.
Kerem Akça (Empire): Yüksek bütçeli bir prodüksiyon gibi başlasa da taş devrine geçtikten sonra düşüşe geçiyor. Bazı zor sahneleri (futbol sahnesi gibi) çekerken sıkıntı yaşamış inandırıcı olamamış. Yine de Cem Yılmaz’ın kaleminden güç alıp farklı karakterle güldürmeyi beceriyor. Hokkabaz ve Gora’nın altında özellikle B tipi yaratıklar bunun sebebi.
Nil Kural (Milliyet): Devam filmi olarak G.O.R.A’yı tamamen takip ediyor denebilir. Yine bazı yerlerde futbol maçı gibi yerlerde mesela skeç havası var. Ama yapım süreci ve prodüksiyon açısından işleri bir adım daha büyütmüş. Ana akım Türk sineması açısından önemli özenle yapılmış bir prodüksiyon. Set falan kurulmuş belli oluyor. Onun dışında G.O.R.A’nın bir adım önünde.
Olkan Özyurt (Sabah): Popüler sinemamızda bir milat. Koştuğu komedi kulvarında da Türk sinemasının son dönemdeki performansı düşünülürse A.R.O.G iyi bir ayar çekiyor.
Listede sizin de yorumlarinizin yer alamsini sitiyorsaniz lutfen a.r.o.g ile ilgili goruslerinizi info @ vizyon-filmleri.com adresine gonderiniz.
Cem Ozer: A.R.O.G 1 Kadri’nin Götürdüğü Yere Git 2
Kadri’nin Götürdüğü Yere Git filmi 16 ocakta vizyonlarda olacak. Turkiye’nin her yerinde ayni anda sinemalarda olacak olan bu film, ayni zamanda Cem Ozer’in kurdugu film sirketinin de ilk komedi filmi olma ozelligi tasiyor. Cem Ozer’in Hurriyet’e verdigi roportajda film ile ilgili cok iddiali konustu. Recep Ivedik 2, Nalet Olsun Icimde ki Bu Insan Sevgisine Muro ve Osmanli Cumhuriyeti gibi filmleri geride birakarak yaptiklari filmin teaserinin A.R.O.G’dan sonra en cok izlenen teaser oldugunu soyledi. Tabi ki hangi istatige dayanarak bunu soyledigini bilemeyiz ama filmin cok guzel olacagini simdiden kestirmek mumkun. Roportaji okumak icin tiklayiniz…
A.R.O.G’tan sonra en çok Kadri’nin teaser’ı izlendi Cem Özer, “Kadri’nin Götürdüğü Yere Git” filmi için çok iddialı konuştu.
Yapımcı Cem Özer ve yönetmen Onur Tan’la 16 Ocak’ta vizyona girecek olan “Kadri’nin Götürdüğü Yere Git” filmini konuştuk. Tan, “Şafak Sezer’i hiç böyle görmediniz” diyor. Özer ise filmin kalitesinden emin: “A.R.O.G’tan sonra en çok teaser’ı izlenen film bizimki. Filmi montaj aşamasında herhalde 100 kere falan izledim. Normalde midemin bulanması gerekiyor ama Şafak’ı izledikçe mest oldum.”
Neden Kadri’nin götürdüğü yere gidiyoruz?
- Kalbinin götürdüğü yere gidince bir şey olmuyor da onda (gülüyor). Ama Kadri’nin götürdüğü yerde gırgır ve şamata var.
Peki, nedir Kadri’nin yaşam felsefesi?
Kadri’nin yaşam felsefesi hayatın doğurduğu sonuçları kabullenmek, değişime karşı çıkmamak, değişime ayak uydurmak. Ve hepsinden önemlisi anı yaşamak, hayatı bekletmemek. Kadri çoğumuzun yapamadığını yapıyor aslında kendine dürüst oluyor. Bugün kime sorsanız “Kendime karşı dürüstüm” der ama bu hep lafta kalır. Dürüst olmak o kadar kolay değil. Dürüst olmak en acımasız eleştiriyi kendine yöneltmek demektir. Hatalarını ve zaaflarını kabul etmektir. Zaten kendimize dürüst olmayı başarsak mutluluk da beraberinde gelecektir. Zaten filmde Kadri’nin en yakın arkadaşı Cem’e hayatın gerçeklerini öğretmesini konu alıyor. Tabii bu hayatın gerçeklerini komik dille anlatıyoruz.
“Kadri’nin Götürdüğü Yere Git” bir durum komedisi mi?
- Evet, durum komedisine dayalı ama arada çok iyi laf komedisi de var. Laf komedisi derken öyle sürekli küfürle güldürme çabamız yok. Herkesin izleyebileceği eli ayağı düzgün esprilere imza attık. Filmi izleyen, fikirlerine güvendiğim bir arkadaşım şöyle dedi: “Şafak’ın en temiz, en sevimli filmi olmuş. Komedi filmi ama yeri gelince ‘Vay be’ dedirten hüzünlü ayrıntılar var. Ailece afiyetle izlenecek bir film yapmışsınız” dedi. Gerçekten de arkadaşımın sözleri filmin vizyonunu özetliyor aslında.
Peki, Şafak Sezer’den ‘one-man’ şov mu izleyeceğiz?
- Tek kişilik filmler zordur. En keyifli komedi karakterler arasında yaşanan çatışmayla ortaya çıkar. Karagöz-Hacivat, Kavuklu-Pişekar gibi ikililerden büyük komedi malzemesi çıkmıştır. Bizim iki ana karakterimiz; Kadri ve Cem birbirlerine taban tabana zıt kişiliklere sahipler. Zıtlıkların ortaya çıkardığı komediden fazlasıyla yararlandık. Bu bizim keşfettiğimiz bir şey değil tüm dünya aşağı yukarı çekilen komediler benzer özelliklere sahip. Belli bir formül var. Zıtlıklar ve durum komedilerinden yararlanıp araya özgün bir hikaye koyarsanız büyük bir çoğunluğun güleceği esprileri yakalarsınız. Biz eli yüzü düzgün, temiz çekilmiş, izlerken günlük dertlerinizden uzaklaşacağınız bir film çektiğimize inanıyoruz.
Filme dair sinemaseverlerde bir beklenti var. Siz iddialı mısınız peki?/_np/4656/6884656.jpg
- Gişe konusunda “Şu kadar izleyici gelir” falan demeyi sevmiyorum ve bu tür açıklamaları da gereksiz buluyorum. Ama iyi bir film çektiğimiz konusunda iddialıyım. Ve bu kişisel bir iddia değil, filmi izlettirdiğimiz insanlardan elde ettiğim izlenimlerle iddialı olduğumuzu söylüyorum. “Kadri’nin Götürdüğü Yere Git”i kime izlettiysek beğendi. Youtube kapalı ama izlesene.com’da “A.R.O.G”tan sonra en çok teaser’ı izlenen film bizimki. Bence bu sezonun en iyi komedilerinden birini izleyecek seyirciler.
BİZ ÇIKARTMA GEMİSİNDEN SAHİLE İLK ÇIKANLARDIK
Bu yıl çok fazla yerli film çekildi ve birçoğunun vizyon tarihi birbiriyle çakıştı. Bu durum yerli filmlerin gişesini nasıl etkiliyor sizce?
- Kapalıçarşı’da bir tane kuyumcu olsa oraya altın almaya gider miydiniz? Tabii ki, gitmezdiniz. Ne kadar çok Türk filmi iş yaparsa o kadar çok yeni film çekilir. İnşallah aralık ve ocak ayında vizyona girecek filmler en az 1 milyon kişi izler. İyi çekilen her yerli film izleyicinin Türk Sineması’na olan güvenini artırır. Türk filmleri birbirinden değil Hollywood yapımlarından seyirci çalar. Zaten son bir iki yıldır seyirci hasılatına baktığınızda da Amerikan filmlerinin gişesinin her geçen gün düştüğünü görüyorsunuz. Eskiden 300-400 bin izleyici sayısına ulaşan Hollywood yapımları şimdilerde 70-80 bin kişi tarafından izleniyor. Bunun en büyük nedeni de artık izleyicilerde Türk filmlerine gitme alışkanlığının doğması.
Şafak Sezer gibi yetenekli oyuncuların sayısı niye az?
- Doğru söyledin 70 milyonun yaşadığı, yılda 15 milyon sinema biletinin kesildiği bir ülkede oyuncu skalasının da genişlemesi lazım. Artık komedyen denilince sadece dört-beş kişinin adı akla gelmesin. Filmi montaj aşamasında herhalde 100 kere falan izledim. Normalde midemin bulanması gerekiyor ama Şafak’ı izledikçe mest oldum. Allah’ın ona oyunculuk anlamında büyük bir yetenek verdiğini, çok sevimli olduğunu, çok fazla bir şey yapması gerekmediğini bir kez daha gördüm. Fakat Şafak bence şu anda Türkiye’de olması gerektiği yerde değil daha yukarılarda olmalıyı hak ediyor. Biz usta olarak elimizden gelinin en iyisini yapmaya hazırız ancak Şafak’ın da artık karar vermesi gerekiyor. Şafak’ın da varmak istediği yeri doğru değerlendirip, doğru bir rota çizmeli.
Yanlış rotada mı ilerliyor?
- Hepimiz bir dönem yanlış rotalara yelken açtık. Benim gibi bana akıl veren biri olsaydı kariyerimde çok farklı rotalar çizerdim. Neticede hata yapa yapa doğruları öğreniyorsunuz. Önemli olan başkalarının yaptığı hatadan ders almak. Ancak bizim kuşak öyle bir şeydi ki, her şeyi ilk yaşadı. Bizim kuşağın geldiği noktalara sahip bizden önce bir kuşak yoktu. En basitinden bizim zamanımızda internet yoktu, özel televizyonlar yeni yeni açılıyordu. Biz çıkartma gemisinde kapak açıldığında sahile ilk çıkanlardık. Her şeyi deneme yanılma yoluyla öğrendik.
Peki, yeni kuşak şovmenler ve komedyenleri nasıl buluyorsunuz?
Demin söylediğim gibi bizim örnek alacağımız kimse yoktu, yeni kuşağın ise örnek alacağı bir sürü isim var. Ancak yeni kuşak genç arkadaşlarımızda özgünlük yok. Bakıyorsun adam biraz Cem Yılmaz, biraz Beyazıt Öztürk, biraz Okan Baylügen, biraz Mehmet Ali Erbil, biraz ben. Yani kendisi yok adamın.
HER SETTE TARTIŞMA OLUR
Sette tartışmalar yaşandığı yönünde haberler çıkmıştı…
- Hiçbir sette her şey gülük gülistanlık gitmez. Set kısa süreli bir evliliktir. Evlilikte ne kadar hır gür yaşıyorsanız bizim sette de o kadar şey yaşandı. Tartıştık, küstük, barıştık birbirimizle. Ancak tüm bunlar filmin daha iyi olması içindi. Zaten böyle olmasa iyi bir şey çıkmaz ortaya. Yani film çekerken büyük bir heyecan ve o heyecanın getirdiği tartışmalar olması gerekir.
Çalışılması zor bir insan mısınız?
- İş anlamında benle çalışmak çok zordur. Oyuncu olarak da yapımcı olarak da… Çünkü ben detaycı biriyim. Her şeyin detayına girerim, müthiş titizim. Ancak kişisel olarak çok problemsiz biriyim. 30 senelik oyuncuyum, ne TV şovlarında ne de sette kişisel en ufak bir kaprisim yoktur. Ama işle ilgili en iyiye ulaşmak için yönetmenin de oyuncunun da beynini yerim.
Şafak Sezer’le sette aranızda bir tartışma olduğu da yazıldı.
- Evet oldu. Demin de söylediğim gibi tartışma olmayan set yoktur. Yani oyuncular birbiriyle, yapımcı yönetmenle, oyuncuyla, ışıkçı, sesçiyle tartışır. Bunlar setlerde olağan durumlar. Olağan olmayan ise bu tartışmanın dışarıya sızması!
Artık kariyeriniz de yapımcılık daha mı ağır basacak?
- Yapımcılığın yanı sıra yönetmenlik de yapacağı ama oyunculuk hiç bitmeyecek. Çünkü ben her şeye oyuncu gözüyle bakıyorum. Ama oyuncu olarak yurtdışında ödül almak gibi hayallerim bitti. Bizde mesleğe başladığımızda “En büyük hayaliniz nedir?” diye sorduklarında hep “Oscar alacağım” denir. Ben de yeni mesleğe başladığımda en büyük idealimi sorduklarında “Oscar’ı alıp reddetmek” derdim. O hayaller bitiyor zaman içerisinde. Çünkü ağzınla kuş tutsan bile İngilizce konuşan bir ülkeden değilseniz, Hollywood’da dünya starı olmanız çok zor. Kimse kusura bakmasın Hollywood, Alain Delon’u, Brigitte Bardot’u, Marcello Mastroianni’yi kabul etmedi, bizimi kabul edecek Allah’a aşkına. Türkiye’de oyunculuğumu yeterince ispat ettiğimi düşünüyorum çok şükür. Kimle konuşsam, internette hangi yoruma baksam oyunculuğum taktir görüyor ve bu da bana yetiyor. Şovmen ve oyuncu olarak o zirvede kaldığı dönemlerdeki heyecan bitti artık. Çünkü ben çıktığım zirvede çok kalmayı sevmiyorum. Oradan inip başka bir zirveye çıkmaya çalışıyorum. Başka heyecanlar peşinde koşuyorum.
Şafak Sezer geleceğin Şener Şen’i/_np/4659/6884659.jpg
Onur Bey bu filmin en büyük özelliği sizce nedir?
- Şafak çok farklı bir rolde izleyicilerin karşısına çıkacak. Tabii yine güldürecek ama bir iki sahnede Şafak’tan büyük bir drama oyunculuğu göreceksiniz, izleyiciyi ağlatacağı küçük sahneler olacak. Şafak daha önce bu yönünü hiç kullanmamıştı. Çekerken ağladığım sahneler oldu. Şafak bu filmde komedi ve dramı çok iyi birleştiren bir rolle karşımıza çıkacak. Türkiye, Şafak’ın dram da oynayabildiğini görecek. Şafak’ın geleceğin Şener Şen’i olma yolunda bu filmle çok büyük bir adım attığına inanıyorum.
Peki, Cem Özer’le çalışma fikri nasıl ortaya çıktı?
- Ben Cem’le başka bir film için görüşmeye gelmiştim, kendi senaryomu sunacaktım ona. Ancak o bana Uğur Uludağ’ın senaryosunu verdi. Dürüst olmak gerekirse o senaryoyu okuduktan sonra kendi senaryomu yırtıp attım ve bu filme başladık. Bir davaysa film çekmek ve seyirciler bu davanın hakimiyse, senaryo da bu işin şahididir. Şahidiniz olmadan davayı kazanamazsınız. Elimizde çok kuvvetli bir şahit var. Bence Uğur, Türkiye’deki en güçlü kalemlerden birisi.
Filme dair beklentileriniz neler?
- Beklentileri çok yüksek tutmamak lazım. İlginçtir beklentileri ne kadar yüksek tutarsanız ilgi o kadar düşüyor. Biz yaptığımız işe güveniyoruz. Çünkü filmi izleyen herkes beğendi. Ancak “Biz şu kadar gişe yaparız, rekor kırarız” dersek seyirciye de haksızlık etmiş oluruz. Bırakın seyirci karar versin her şeye. Şafak’ı sevenlerin bu filmi mutlaka izleyeceklerine inanıyoruz ve biz Şafak’ın oyunculuğunun üstüne çok iyi bir öykü ve ekip işi kattığımızı düşünüyoruz.
Şafak Sezer’e bu filmde rol vermeniniz nedeni kemikleşmiş bir seyirci kitlesine sahip olmasının etkisi oldu mu?
- Evet, Şafak’ın seveni çok, gişe hasılatını etkileyen belli bir kitlesi var ama bizim için önemli olan ekip ruhunu yakalamaktı. Işığınız, yönetmeniniz ya da senaryonuz kötüyse Oscar’lık bir oyuncuyu getirseniz de başarılı olamazsınız. Eğer öykünüz iyiyse, ekibiniz kaliteliyse başarıyı yakalarsınız. Yanlış anlaşılmasın, Şafak çok iyi bir oyuncu. Onun iyi oyunculuğuyla kendi emeğimizi karıştırıp ortaya iyi bir film çıkardığımızdan bahsediyorum ben.
Kadri’yi takip et yeter
16 Ocak’ta vizyona girecek olan filmde, A. Mümtaz Taylan, Esin Civangil, Eylem Şenkal ve Nilgün Belgüns gibi başarılı oyuncular da rol alıyor. Filmin konusu şöyle: Cem yaşadığı ve hayal kırıklığıyla sonuçlanan büyük aşkından bunalıma girmiş ve onu hayata döndürmek yine en yakın arkadaşı Kadri’ye düşmüştür. Alışveriş merkezlerinde palyaçoluk yapan Kadri, Cem’i kendine gelmesi için ayarladığı Antalya’nın en güzel otellerinden birine götürür. Otelde kahramanlarımızı birbirinden komik olaylar beklemektedir.
Röportaj: Mevlüt TEZEL / Fotoğraflar: Serdar BENLİ
Aramızda Casus Var
Coen kardeslerin en son filmleri Aramizda Casus Var‘in detaylarini okumak icin tiklayiniz
Skor Peşinde
Film ile ilgili genis detaylara ulasmak icin tiklayiniz. … Skor Peşinde / Sex Drive
Aramızda Casus Var
Film ile ilgili detayli bilgi icin buraya tiklayiniz lutfen.
Inglourious Bastards
Quentin Tarantino ! filmlerini begenmeyen var mi? Filmlerinde kullandigi ozgun dil ve gerceklik onu digerlerinden ayiriyor. Ozellikle Kill Bill ile ununun zirvesine cikan Quentin Tarantino bu sefer Brad Pitt ile bir sinema filminde bulusuyor.
Sinema dünyasının iki usta ismi Brad Pitt ile Quentin Tarantino, ilk kez bir projede birlikte çalışacak. Pitt’in, beyazperdenin sıradışı yönetmeni Tarantino’nun “Inglourious Bastards” adlı son filmi için sözleşme imzaladığı açıklandı.
BBC’nin internet sitesinde yer alan habere göre, filmde rol alacağı yönünde haberler bulunan Pitt, sözleşme için imzayı attı. Brad Pitt’in konusu İkinci Dünya Savaşı’nda geçen filmde, Naziler’e karşı Yahudi direnişçilerin başı olan Teğmen Aldo Raine’yi canlandıracağı belirtildi.
David Krumholtz ile Nastassja Kinski’nin de film için düşünüldüğü, Kinski’nin Tarantino ile görüşme yaptığı ifade edildi . “Hot Fuzz” ve “Run Fatboy Run” adlı filmlerle tanınan Simon Pegg’in de kadrosuna katıldığı filmin çekimlerine Ekim ayında Almanya’da başlanması planlanıyor. Filmin gelecek yılki Cannes Film Festivali’nde seyirciyle buluşması bekleniyor.
Filmin yapımcısı Lawrence Bender, Pitt ve Tarantino’nun filmde başarılı bir birlikteliklerinin olacağına ve ikisinin gerçekten farklı bir yapım ortaya koyacağına inandığını belirtti. Bender, Naziler’in lideri Hans Landa’yı bir Alman aktörün oynamasının planlandığını, Pitt’in askerleri rolünü oynaması planlanan B.J Novak ve Eli Roth ile de görüşmelerin sürdüğünü kaydetti.
Film, Weinstein Company ve Universal’ın ortak yapımı olarak gerçekleştirilecek. Brad Pitt, ayrıca çekimlerine başlanacak Paramount yapımı “The Fighter” adlı filmde de seyirci karşısına çıkacak.
Hızlı ve Öfkeli 4 Vizyon
Sinemanın son yılların en çok gişe hasılatı elde eden serilerinden biri olan Hızlı ve Öfkeli’nin dördüncüsü önümüzdeki yıl geliyor.
İşte Vin Diesel, Paul Walker ve Michelle Rodriguez gibi ünlü oyuncuların başrolde oynadığı filmin ilk görüntüleri. Videoyu izlemek icin tiklayiniz
Kara Şövalye (The Dark Knight)
Kara Şövalye ingilizce orjinal ismiyle The Dark Knight Amerika’da vizyona girdigi ilk haftada 155 milyon dolarlik hasilat ile adeta rekorlari altust edeceginin sinyallerini verdi. Bu yuksek gise basarisinin altinda yatan gerceklerden birisi ise filmde Joker karakterini canlandiran unlu aktorun film cekimleri tamamlandiktan sonra hayatini kaybetmesi.
Film ile ilgili detaylara ulasmak icin tiklayiniz. Filmin fragmaninida da ayni link adresinde bulacaksiniz.
Nuri Bilge Ceylan Izlenmiyorsa Suc Benim mi?
Butun sanatsal filmler gibi Nuri Bilge Ceylan’in eserleride cok fazla sinemalarda boy gosteren insanlarin giselere akin akin gitttigi filmler degil. Biz Turkler olarak sanat filmini anlamaya calisarak vakit gecirmektense Recep Ivedik gibi filmleri izler ve kahkahalarla guleriz. Son yillarda ozellikle cikis yapan Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan ne yazik ki giselerde istedikleri basariyi yakalayamiyorlar. Tabiki bunun belirgin nedenleri var. Bu yonetmenlerimiz genelde taninmamis yuzlerle calisirlar ve oyuncu unlu dahi olsa hikaye on plandadir. Basrol oyuncusu siradan birisini canlandirir ve film gercege cok yakindir. Populer sinema diye adlandirdigimiz gise yapan ve oyuncuya dayali filmlerde ise basrol oyuncusu ne kadar sansizlik yasarsa yasasin sonunda mutlaka sorunlarin ustesinden gelir. Dramatik sonla biten populer film cok fazla yoktur. Simdi gelelim Sahan Gokbakar nami diger Recep Ivedik ile yapilan bir roportaja:
Şahan Gökbakar söylenenleri hiç mi hiç takmıyor: Nuri Bilge Ceylan çok büyük bir başarı elde etti Cannes Film Festivali’nde. Ama filmlerinin izlenmiyor oluşu benim suçum değil!..
- Bugünlerde televizyonda gösterilen Turkcell reklamıyla ve hasılat rekorları kıran ‘Recep İvedik’ filmiyle eleştirilere maruz kalan Şahan Gökbakar, hakkındaki olumsuz yorumlara hiç kulak asmıyor. Ve hiçbir zaman tuzağa düşmeyeceğini belirtiyor: “İnsanda ‘Ben değerli işler yapmalıyım’ diye bir hınç oluşturmaya çalışıyorlar. Ama ben tuzağa düşmem…”
İşte Gökbakar’ın anlattıkları...
- Nuri Bilge Ceylan Cannes Film Festivali’nde ‘En İyi Yönetmen Ödülü’nü aldıktan sonra konu popüler filmler üstünden size bağlandı. “Recep İvedik her yerde oynarken Nuri Bilge Ceylan’ın filmi hiçbir yerde gösterilmiyor” diye. Bu tip eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Bana kendimi kötü hissettirmiyor. Hangi filmin nerelerde gösterileceğine ve ne kadar izleyici toplayacağına ben karar vermiyorum. Ben bir tane film yaptım, insanlar beğenip izlediler. Nuri Bilge Ceylan çok büyük bir başarı elde etti Cannes Film Festivali’nde. Filmi burada vizyona girince insanların seyretmiyor oluşu popüler sinema yapanların suçu değil. Bu benim suçum değil! Bu insanların tercihi.
BU BENİM SORUNUM DEĞİL
- Bu eleştirilerle size haksızlık yapıldığını mı düşünüyorsunuz?
Bunun muhatabı ben değilim ki! Ben ‘Recep İvedik’ gibi bir film yapmasam ‘Üç Maymun’un gişesi daha fazla olurdu gibi bir mantık olsa doğru diyeceğim. Ben yapmasam başka komedyenler yapacaktı. Sırf komedi filmleri de değil. ‘Babam ve Oğlum’ da büyük gişe elde etti, ‘Kurtlar Vadisi’ de… Nuri Bilge Ceylan’ın başarısını çok takdir ediyorum ama ‘Filme kaç kişi gitmiş’, bu benim sorunum değil.
Bugüne kadar Türkiye’de en çok bilet sattıran film ‘Recep İvedik’ oldu. Bekliyor muydunuz bunu?
- Bu kadar olay yaratacağını düşünmüyordum. Güzel bir şey olur diye tahmin ediyordum sadece. İnsanlar sevdiler, ben de mutlu oldum.
AĞIZDAN AĞIZA REKLAM
Bir röportajınızda ‘Recep İvedik’ için “İçimizdeki kıroyu ortaya çıkardım” dediniz. Sizce ortalama Türk insanı nasıl özelliklere sahip?
- Agresif, kompleksli ve perdelerini kaldırdığında da kedi gibi bir insan. Böyle insanlarız hepimiz. Bu Türk insanıyla ilgili bir yargıdan ziyade durumu özetleyen bir şey. Bu filmi eleştirenlerin; bayağı, basit bulanların kendi elit dünyalarında 9/8′lik ritimle dans ettiğini biliyorum. O yüzden kimse bir şey söylemesin.
‘Recep İvedik’ neden bu kadar çok tuttu?
- İnsanlar çok doğal bir şeyle karşılaşıp çok güldüğü için tuttu. Dünyadaki en kuvvetli iletişim araçlarından olan ağızdan ağıza reklam, bu film için acayip geçerli oldu. Herkes gördüğü şeyi en az 10 kişiye söyledi. “Niye insanlar buna kahkahalarla güldü?” diye bakarsan sinir bozuyor. Çünkü ‘Recep İvedik’in hikayesi çok basit.
Etrafınızda sizin için çalışan senaristler var mı?
- Senaristler grubu diye bir şey benim hayatımda hiç olmadı. Benim iki-üç tane geyik yaptığım arkadaşım var. Aynı odada oturuyoruz, geyik yapıyoruz. Öyle çıkıyor bunlar. Genelde de son kararı ben veriyorum, hep öyle çalıştım. Mesela filmi yazdık ama sonra bir baktık ki filmdeki esprilerin hiçbirisi senaryoda yok. En çok tutan espriler senaryoda yok. Hepsi doğaçlama çıkmış. Dolayısıyla yazılı bir metinle çalışamayacağımı anladım.
Benim hiçbir zaman patron tarafım olmayacak
Başka filmlere ya da yeni çıkacak isimlere destek vermeyi düşünüyor musunuz?
- Bugün öyle bir şey düşündüm. Benim hiçbir zaman patron tarafım olmayacak! İnsan yönetmek gerekir ya, onun için; ben onu yapamam. İş adamlığı kısmında olabileceğimi düşünmüyorum açıkçası. Daha çok, filmde de yaptığımız gibi; piyasa figürleri ile çalışmaktansa, adları olmayan fakat yetenekli insanlarla çalışmayı tercih ederim.
Kendimi birilerine ispat etme güdüm yok!
Bu kadar fazla eleştirilmek size kendinizi nasıl hissettiriyor?
- Hiç takmıyorum! O yüzden pek de önemsemiyorum. Aslında herkes aynı işi yapıyor. Kim neyin değersizliğinden dem vuruyor ki! Herkesin yaptığı işin ortak amacı aynı; kariyer açısından başarı, ticari açıdan başarı, parasal açıdan başarı. Herkes bunun için çalışır. Kimse de birbirine yalan söylemesin. O yüzden bu kadar çok televizyon açılıyor, reklamlar alınıyor, diziler çekiliyor. Bunun amacı ‘dizimiz tutsun, 50 bölüm gitsin’ değil midir? Bunun için halkın beğenmesi gerekiyor. Şimdi ben halkın beğendiği ve rekor kıran bir iş yapıyorum. Türkiye’de en fazla izlenip, çoğunluğun beğenisini kazanan film oluyor, sonra; “Haaa çok kötü, çok kötü”… Yok ya? Neden mutsuzluğa düşeyim ki? Entelektüel doluluğu olan filmler mi yapayım şimdi…
- İnsanların söylediklerini hiçbir zaman takmıyor muydunuz?
Ben öğrenciyken de böyleydim. Hiçbir zaman kendimi birilerine ispat etme güdüm yoktur. Daha birinci sınıftayken “Bundan oyuncu da olmaz, adam da olmaz” diyorlardı benim için. Mevcut tiyatro anlayışını benimseyen hocalarım böyle demişti. Aynı hocalar ben mezun olurken “Bir star doğuyor” diye mezun ettiler beni. Sonra iş yaşamımda da bununla karşılaştım. İlk televizyon programımı yaparken köşe yazarları “Bu ne yeteneksiz adam” dediler. Üç ay sonra “Çok komik, çok yetenekli adam çıktı” dediler. Dolayısıyla ‘Recep İvedik’ filminin değersizliğiyle ilgili yapılan tüm bu ‘avam’ yorumların tuzak olduğunu düşünüyorum.
BEN TUZAĞA DÜŞMEM!
Peter Sellers ölümünden önce çektiği son filmlerden biri olan ‘Being There’de kariyerinin aksine dramatik, biraz sanatsal bir role bürünmüştü. Siz böyle bir şeyi asla yapmazsınız yani, öyle mi?
- Bu güzel konu. İşte bu birazcık bana tuzak gibi geliyor. İnsanların seni itmeye çalıştığı bir tuzak. Şundan dolayı; konuşmalarıyla, tavırlarıyla, söylemleriyle senin yaptığın işi değersizleştiriyor. Kendi işinin değerini sorgulamaz veya sorgulatmazken senin yaptığın işin değersizliği ile ilgili herkes bir yorum yapıyor. Dolayısıyla sende “Ben değerli işler yapmalıyım” diye bir hınç oluşturmaya çalışıyorlar. “Evet çok gişe yaptım ama bu değersiz geldi insanlara, şimdi ne yapacağım?” Hayır, ben tuzağa düşmem. Çünkü değerli ve değersizi kimse tartışamaz. Kime göre değerli, kime göre değersiz? Ama belirli bir grubun fikrini kendine mihenk taşı gibi alıp onunla hareket edersen, o zaman kendini başka işler arayan bir adam olarak buluyorsun. Bu da kendini senden uzaklaştırıyor.
Bu işlere girince dünya gözüme küçük görünmeye başladı
Kazandığınız parayı harcamayı planladığınız yerler var mı?
- Çok fazla bir şey alayım arzusunda değilim. Kendime yollar açmak istiyorum. Mesela yurtdışı yolları açmaya çalışıyorum. Yurtdışından ortak bir firmayla işler yapmaya çalışıyoruz.
Hani bizim yerli müzisyenler ‘Yurtdışına açıldık’ derler de Fransa’da Türkler’e konser verirler ya, sizinki de onlara benzemesin?
Tamamen yabancı seyirciye hitap edecek bir şeyler yapacağım. Birkaç farklı kültürün de beni tanımasını sağlayacak işler yapmaya çalışıyorum.
Girişimde bulundunuz mu?
Bu işlere başlayınca dünya gözüme küçük görünmeye başladı. Çünkü insanların “Ooo, o şirket mi?” diyeceği yerlerle direkt bağlantılara geçip, onların önemli yetkilileriyle bir araya geliyorum. Dünyada popüler filmlerin yarattığı etkilerden hoşnut insanlar bunlar. Belki keyif verici sonuçları olacak işler yapabilirim diye hayal ettim. Bütün bu söylediklerim, 2016 yılına kadar tamamlamak zorunda olduğum ve o zamana kadar tamamlayamazsam bir daha üstüne gitmeyeceğim işler. Kendime bir son tarih koydum.
Vicdan
Yonetmen
Erden Kıral
Oyuncular
Nurgül Yeşilçay
Murat Han
Konusu
Filmde kasaba insanları, küçük dünyaya sıkıştırılmış, umarı çaresi olmayan, aşama kaydetmeleri mümkün olmayan, bir fabrikada çalışan, makinelerin parçası olmuş, mekanize olmuş insanların o dünyadan sıyrılıp başka yere sıçrama çabası sırasında yaşanmış sert bir aşk anlatılıyor.
Genel Bilgiler
Film cekim asamasinda.
Uyarilar
Film cekim asamasinda
Gosterim Tarihi
16 Kasim 2008
Fragman
Cem Ozer ile film hakkinda yapilan roportaj
İki kadınla bir adam arasındaki çetrefilli aşk hikayesinin anlatıldığı filmin senaryosunun olayın kahramanlarıyla görüşülerek yazıldığını ifade eden Özer, şunları söyledi: “İnsanların çaresizliği, umarsızlığı, arka planda görmesini bilenlere slogan atılmadan anlatılıyor. Hikaye İzmir’de yaşandığı için burada çekiyoruz. Sadece isimler farklı, o hikaye yaşandı, sinema olarak biraz süslendi, dramaturje edildi ama o insan bir yerde duruyor. Erden Kıral onunla, onun etrafındakilerle görüşmüş, ona ilginç gelmiş senaryolaştırmış. Film, ekim sonu veya kasım başında vizyona girebilir. Dağıtım şirketinin stratejisine bağlı. Keyifli, gergin, sinirli, heyecanlı bir sette çalışıyoruz.”
“Vicdan”ın hikayedeki kızın kendisine taktığı isim olduğunu ifade eden Özer, “Vicdansızlaşıyoruz, tipik 21. yüzyıl bireyi haline geliyoruz. Herkes önce kendini kurtarmaya çalışıyor. O sıcak hoşgörü toprağı olan Anadolu giderek hırçınlaşıyor” diye konuştu.
Özer, filmin yönetmen Erden Kıral’a ödenen bir borç olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Bu film, yönetmenimize ödediğimiz bir borç. Genç kuşak yönetmenler ya da yönetmenliğe özenenler gelip biraz onun setini gözlemlesinler. Nuri Bilge Ceylan, Fatih Akın gibi son zamanların başarılı yönetmenleri Erden Kıral’ın açtığı kapıdan geçerek başarıya ulaşmışlardır. Kıral’ın çektiği filmler yurt dışında festivallerde ilgi görünce insanlar objektiflerini Türk sinemasına çevirdi. Şimdi Akın’ın, Ceylan’ın açtığı kapıdan da birileri geçecek.”
TELEVİZYONDA YAPACAK BİR ŞEYİM KALMADI
Kendisini üne kavuşturan “Laf Lafı Açıyor” programıyla televizyonda istediği yere geldiğini ve heyecanını yitirdiğini ifade eden Özer, “Televizyonda yapacak bir şeyim kalmadı, yeni heyecanlar sardı beni. Ara sıra hayatı sıfırlamak lazım. Televizyonda yapacağımı yaptım, çok ısrar etmeyeceğim, bana artık heyecan vermiyor. Yapımcılık, yönetmenlik heyecanlandırıyor, hemen bir film çekmeye cesaretim yok” diye konuştu.
Özer, bir yıl içinde, yönetmenliğini yapacağı bir film çekeceğini belirterek, eşi Nurgül Yeşilçay ile aynı sette olmanın kendisi etkilemediğini, profesyonel ortamda eş olduklarını unuttuklarını kaydetti.
Raşit Çelikezer’in senaryosunu yazdığı, Zekeriya Kurtuluş’un görüntü yönetmenliğini yapacağı filmin bazı sahneleri, İzmir’in Bornova ve Manisa’nın Turgutlu ilçelerinde çekilecek.
Avanak Kuzenler
Yonetmen
Oğuzhan Tercan
Oyuncular
Yağmur Atacan
Alp Kırşan
Paşhan Yılmazel
Fatma Toptaş
Tulu Çizgen
Erdal Tosun
Özlem Savaş
Hakan Bilgin
Burak Öncü
örkem Gürsoy
Gosterim Tarihi
25 Eylul 2008
Konu
Avanak Kuzenler; Ahmet, Serkan ve Neco, bir CD-DVD dükkanı açmak için borç para almış ancak bir tane bile satış yapamadıkları için borçlarını ödeyememişlerdir. Süleyman, borcunu geri alamadğı için koleksiyon olarak topladığı çeşit çeşit sopalarla dövmektedir onları. Yalvar yakar bir hafta süre daha alırlar. Soluğu dışarıda alır almaz, Süleyman’ın borcunu nasıl ödeyeceklerine dair fikir geliştirirler. Ve tabii ki başlarına gelmeyen kalmaz.
Kendisini cok unlu bir aktor sanan ve Kenan Imirzalioglu ve Tarik Akan karisimi bir kisi sanan Tankut isminde birisini canlandiriyor.
- Ne bekliyorsunuz filmden ve gişeden?
Aslında komedi olarak Oğuzhan Hoca’nın (yönetmen Oğuzhan Tercan) büyük katkılarıyla beklenenden daha komik bir iş yaptığımızı düşünüyoruz. Paşhan, Alp ile başka bir karakterler yakaladık. Paşhan’ın peltek konuşması, Alp’in normalinden daha az çılgın olması ile başka bir tat yakalıyoruz.
- Recep İvedik ile bir komedi anlayışında değişim oldu sinemada, o kıvamda bir şey mi bu?
Bence onunla karşılaştırmamak lazım çünkü bizimkisi biraz daha gençlik filmi. Recep İvedik kitlesel olarak biraz daha geniş bir yaş kitlesine hitap etti bence. Bizimkisi daha dar olabilir bu anlamda. Üç avanak kuzenin fantastik hikayesi bu aslında. Yani araba çarpıp da adama bir şey olmaması mümkün değil, bu filmde öyle şeyler oluyor.
Editorun Notu:
Bence film sinemaya gidipte izlenecek kalitede olmayacak. Alp Kirsan ve Yagmur Atacan’li kadrodan ben cok buyuk sulu soguk espriler ve belli olmayan, nereye gittigi mechul bir konu bekliyorum. Zaten konuda bir adamin kendisini aktore benzetmesi yani birbiri ardina benzer esprilerin olacagi simdiden garanti.

Arnold Schwarzenegger Terminator 4′de Yok
Arnold Schwarzenegger dunun Terminator‘u bugunun Kaliforniya valisi en son yayinlanacak seri olan Terminator Salvation: The Future Begins‘de oynamayacagi kesinlesti. Filmin yapimcilari Arnold’un filmde cok kucuk bir sahnede oynama ihtimali olabilecegini ama artik basrol oynamasinin mumkun olmadigini acikladilar. Film ile ilgili en cok sorulan 2 soru var: Arnold Schwarzenegger oynayacak mi? ve Terminator 4 ne zaman vizyona girecek? Simdi cevaplarimiza bakalim
Filmde yukarida da belirttigimiz gibi Arnold’un oynama ihtimali kalmadi. Ne zaman vizyona girecegi konusunu ise soyle sonlandiralim, film ingiltere‘de 5 Temmuz 2009 yilinda vizyona giriyor. Muhtemelen Turkiye’de de ayni anda vizyona girecektir.
Filmin butcesi: 150 Milyon Dolar.
Filmin cekimlerine ise 15 mart’da baslanacak. Ve 2009 yilinda da vizyona giriyor.
Asagidaki resim bize filmin nasil olacagiyla ilgili bir ipucu verebilir.

AROG’dan Ilk Kareler
Cem Yilmaz’in merakla beklenen filmi arog’dan ilk goruntukler gelmeye basladi. Resimleri gormek icin asagida ki Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri diye devam eden linklerin uzerine tiklayiniz lutfen.
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 1
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 2
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 3
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 4
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 5
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 6
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 7
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 8
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 9
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 10
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 11
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 12
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 13
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 14
Cem Yilmaz A.r.o.g Resimleri 15
Richard Gere’den Sevgi Fırtınası
George C. Wolfe’un yönettiği ve Richard Gere, Diane Lane, Scott Glenn ile Christopher Meloni’nin oynadığı Sevgi Fırtınası, 17 Ekim’de vizyona çıkarılıyor.
Adrienne, küçük bir kasaba olan Rodanthe’de sükûnet bulmaya gelir. Genç kadının sıkıntılarının kaynağı eve dönmesi için direten kocası ve verdiği her karardan nefret eden kızıdır. Adrienne’in Rodanthe’ye varışından çok kısa bir süre sonra, büyük bir fırtınanın yaklaşmakta olduğu bildirilir. O sırada Dr. Paul Flanner de kasabaya gelir. O’nun amacı ise kendi vicdan hesaplaşmasını yapmaktır. Şimdi fırtına da yaklaşırken, bu ikili huzuru birbirlerinde ararlar.
Mumya Geri Dönüyor!

Daha onceki serilerinde milyonlarca kisiyi beyazperdeye ceken Mumya serisinin en son bolumu yine sinemalara geliyor. Vizyonlarda yine onemli bir gise yapmasi beklenen filmin cekimleri yapiliyor.
“Mumya” ve “Mumya Dönüyor” filmlerinin devamı “Mumya: Ejder İmparatoru’nun Mezarı/The Mummy: Tomb of the Dragon Emperor” 1 Ağustosta dünya sinemalarıyla aynı anda Türkiye’de de vizyona girecek.
Üçüncü “Mumya” filmi, toplam 178 milyon dolara mal olan ve dünya sinemalarında 848 milyon dolar hasılat elde eden ilk iki filmin ardından “Örümcek Adam 2″nin senaryo
yazarının da bulunduğu ekip tarafından oluşturuldu.
Toplam 175 milyon dolara mal olan filmde, ilk iki filmin yönetmeni Stephen Sommers koltuğunu Rob Cohen’e devretti. Senaryosunu Alfred Gough ve Miles Millar’ın yazdığı filmin çekimleri
Kanada’nın Montreal kentinde ve Çin’de yapıldı.
İzleyicileri Uzak Doğu’da maceralı bir yolculuğa çıkaracak filmde Brendan Fraser, maceraperest kaşif ve arkeolog Rick O’Connell rolüne geri döndü. Rick O’Connell’ın oğlu Alex’i Luke Ford’un, karısı Evelyn’i
Maria Bello’nun ve kayınbiraderi Jonathan’ı John Hannah’ın canlandıracağı filmde, O’Connell ailesi bu kez lanetlendikten iki bin yıl sonra Himalaya dağlarındaki mezarından çıkarak dünyayı egemenliğialtına almak isteyen Ejder İmparatoru’na (Jet Li) karşı mücadele verecek.
Müziklerini ünlü besteci Randy Edelman’ın hazırladığı filmin soundtrack albümünde çeşitli Çin ve Orta Doğu etnik enstrümanlarının yanı sıra klasik İngiliz folklorik müzikleri de yer aldı. Albümün, Temmuz ayında
yayınlanması bekleniyor.
Filmin yapımcıları dördüncü “Mumya” filminin hazırlıklarına da başladı. 1999 yılında vizyona giren “Mumya” ve 2001 yılında vizyona giren “Mumya Dönüyor” filmleri Türkiye sinemalarında 1 milyon 834 bin 960
kişi tarafından izlendi.
AROG’a Simdiden 6 Milyon Dolar Harcandi
Cem Yilmaz A.R.O.G filmi icin simdiden 6 milyon dolar harcadi ve harcamaya devam ediyor. Filmin cekimleri ve reklamlari bittiginde ise maliyetin 11 milyon dolari bulmasi bekleniyor. Türkiye’nin en komik ve başarılı sanatçılarından Cem Yılmaz, yeni filmi A.R.O.G.’un çekimlerine start verince yine tüm dikkatleri üzerine çekti. Ünlü komedyen, çekimleri Antalya’da başlayan ve şimdilerde Afyon’da yapılan sinema filmi için 11 milyon dolarlık bütçe ayırdı. Her şeyin mükemmel olması için büyük bir emek harcayan Cem Yılmaz, film henüz tamamlanmadan şimdiden 6 milyon dolarlık harcama yaptı.
MAYMUN MASKELİ ADAMLAR!
Ünlü komedyen; filmin Taş Devri’nde geçen öyküsü için Nijerya’dan maymun getirtti. Bu maymunları bakılmaları için Darıca Hayvanat Bahçesi’ne teslim eden Cem, hayvanların huysuzluk yapmasıyla onları geri göndermek zorunda kaldı. Cem Yılmaz, maymunların yerine Malezya’dan 12 tane maymun maskeli adam getirtti! A.R.O.G. için 4 bin tane figüranla anlaşan ünlü komedyen Cem Yılmaz, stresini atmak için ise çekimler arasında Hasan Kaçan’la bol bol pişti oynuyor!..
Cem Yilmaz gercekten cok buyuk miktarlar yatiriyor sinemaya umariz istedigi sonuclari alir.
Recep’in Tavugu
Bugun ekranlarda donemeye baslayan bit tanitim vidoesu Sahan Gokbakar ve Recep Ivedik karakteri sevenleri arasinda heyecan yarattti. Acaba Recep Ivedik bu kadar kisa surede tekrar vizyonlara mi geliyordu? Bu sorunun cevabini arastirdik ve ortaya soyle bir sey cikti:
Recep ivedik Turkcell’in son reklam kampanyasinda oynuyor. Recep Ivedik simdilik yeni filmiyle beyazperdede degil ama televizyon ekranlarinda.

